“Ben hiç Cumhuriyet Bayramı kutlamadım!…”

0
77
İktidarın 17. Yılında kongreye hazırlanan AK Parti

İnsanlar sağımızdan, solumuzdan hızlıca geçiyorlardı. Herkes bir telaş içindeydi. Sanki geç kalmışlar da bir yerlere yetişmek için acele ediyorlardı. Ben ve eşim birlikte telaşsız, etrafı seyrederek yürüyorduk. Bir an aynı telaşın bize de geçtiğini, birden hızlandığımızı fark ettik. Birbirimize bakıp iyice yavaşladık.

Bir baloya gider gibi giyinmişti kimileri. Oldukça şık ve zariftiler. Çoğu insan günlük kıyafeti içindeydi ama kendilerine özen gösterdikleri her haliyle belli oluyordu. Her yaştan insan vardı. Arkadaşıyla, sevgilisiyle, eşiyle, dostuyla gelmişlerdi. Kimileri kızlı-oğlanlı grup halindeydiler; hemen hemen aynı yaştaydılar. Ailecek gelenler hayli çoktu. Üç kuşak bir arada olanlar azımsanmayacak kadar fazlaydılar. O kalabalığın içine bebek arabalarıyla gelenler vardı. İnsanlar dakikalarca kımıldamadan öylesine beklediği halde şikayetçi olan pek yok gibiydi. Ağlayan bebek de yoktu ortalıkta.

Üsküdar’da İskele önünden başlıyordu kalabalık. Arkası hiç kesilmeden insanlar Salacak tarafına ilerliyordu. Mihrimah Sultan Camii ile Valide-i Cedit Camii müezzinleri yatsı ezanını Üsküdar tarzıyla karşılıklı okuyorlardı. Kadınlı erkekli, yaşlı genç, çoluk çocuk insanlar hızla ilerliyordu.

Şemsi Paşa Camii’ni geçer geçmez, Nevmekan Sahil’in önünde büyük bir kalabalık oluşmuştu. Bir süre bekledikten sonra kalabalığın güvenlik aramasından oluştuğunu anladık. Harem yoluna giren herkes tek tek aranıyordu. Ne arayanlar, ne arananlar arasında hiç bir gerginlik yoktu; usulen yapılan bir iş gibiydi. İnsanlar daha çok “tamam eğlence şimdi başlıyor” havasındaydılar.

Gerçekten de Cumhuriyet Bayramını kutlayan süslenmiş “Zafer Takı”nı geçince bizi ilk karşılayan “Bir yangının külünü, yeniden yakıp geçtim” sözleriyle İzmir doğumlu genç bir kadının sesiydi. Doğrusu böylesi bir Türk Sanat Musikisiyle karşılanmak da sürprizdi bizim için. Sesin volümü o kadar güzel ayarlanmış ki, sizi hiç rahatsız etmiyor ve 30 metre yaklaştığınızda ancak duyabiliyor ve o coşkuya eşlik edebiliyordunuz.

O kalabalıkta kendinize yol bulabilirseniz 100 metre sonra bir mehteran sizi karşılıyor. Onunla tarihe bir yolculuk yapıyorsunuz. Biraz daha ilerlediğinizde sizi bu defa karşılayan halk müziği oluyor. Aşık Veysel’in hatırına biraz uzun kaldık orada.

Salacak yolu artık ilerlenmesi zor durumdaydı. Biraz daha gidebildik. Varabildiğimiz yer ancak Kız Kulesi yakınıydı. İlerisi bizim için mümkün değildi. Orada sahneye çıkanlar pop müzikçilerdi. Şarkılarda herkes coşmuş, çoğunluk kendi arasında oynuyordu. Kapalısı, açığı, genci, yaşlısı aynı müzikle oynayıp dans ediyorlardı. Ama en çok çocuklardı oynayanlar. Kız Kulesi’ne ise Atatürk ve Cumhuriyetle ilgili görseller yansıtılıyordu. Boğazın iki tarafına kurulan ışık sisteminin gösterisi ise izleyenleri etkisine alıyor, uzun süre kendisine baktırıyordu.

Ekrem İmamoğlu papyonuyla tam o sıra kalabalığın arasında göründü. Yanında eşi Dilek Hanım vardı. Bizim karşımızdaki dev ekranda göründüğünde yanımda başörtülü kadın “adamım” diye haykırıyordu İmamoğlu’na. Herkes İmamoğlu ve eşini gösteriyordu birbirine. Yüzler gülümsüyordu. Doğrusu böylesi bir ilgi beni şaşırtmıştı. Bu kadarını beklemiyordum.

Etrafımdaki kalabalığı daha dikkatli izlemeye başladım. Hemen her yaştan insan vardı. 70 yaşından 7 yaşına kadar, genç, yaşlı, orta yaşlı ve gençler. İnsanlar ailecek gelmişlerdi. Üç kuşak bir arada olanlar vardı. Toplumun hemen her kesiminden insan oradaydı. Ve herkes bir aradaydı. Kadınların neredeyse yarıya yakını başörtülüydü.

Ben AK Parti’nin pek çok toplantısına katılıp yakından izledim. Erdoğan’ın geldiği toplantılarda bulundum. 9 Mayıs 2004 tarihinde Başbakan olarak Erdoğan’ın katıldığı Marmaray’ın temel atma töreni dahil Erdoğan’ın en son katıldığı Üsküdar’daki Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçim mitinglerini de halkın arasından izledim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Üsküdar-Harem arasında Salacak’ta gerçekleştirdiği Cumhuriyet Balosu ile diğerlerinin hiç biri karşılaştırılamaz. Cumhuriyet Balosu’nun coşkusu, enerjisi Erdoğan’ınkilerden çok farklıydı.

Bir çok defa gidip yakından gözlediğim Taksim’de Gezi Parkı olayları merkezi bir organizasyonun ürünü değildi. İnsanlar kendiliğinden gelmişler ve her bir köşede kendi eğlencesini var etmişlerdi. Halay çekenler bir tarafta, dans edenler öbür taraftaydı. İçki içenler akşam iftarı yapanlar için her türlü seferber olmuşlardı. Salacak’taki Cumhuriyet Balosu’na da insanlar kendiliğinden gelmişlerdi. Tıpkı Gezi’de olduğu gibi her kesimden insan bir aradaydı. Tek farkı, Belediye kimin nerede ne söyleyeceğini belirlemiş ve alt yapıyı ona göre hazırlamıştı. Merkezi bir el vardı Salacak’ta işleri düzenleyen. Katılanlar bundan şikayetçi değildi. Belki de ilk kez böyle bir hizmet ile karşılaşmaktan memnundular.

Henüz havai fişeklere geçilmeden kalabalık çok artmış biz dönüş yoluna koyulmuştuk. Şemsi Paşa Camii’ni geçer geçmez 25’inde olduğunu tahmin ettiğim genç bir oğlan hızlıca koşuyordu. Yanındaki arkadaşı onu yavaşlaması için seslendiği zaman bir yandan koşmasını sürdürüyor bir yandan arkadaşına cevap yetiştiriyordu:

“Ben hiç Cumhuriyet Bayramı kutlamadım!”

Dönüp arkasından öylece bakakaldım.

“Cumhuriyet Bayramını kutlamayan kuşaklar” diye düşündüm.

Acaba bu kalabalığı “Sokakla-Cumhuriyetle” böylesine buluşturan şey o duygu muydu?

Celal Kazdağlı

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz