Böyle mektup mu olur? Olur!

0
150
Böyle mektup mu olur? Olur!

Birkaç saat önce PelikanHaber’de Trump’ın Erdoğan’a yazdığı iddia edilen mektup haberini okuduğumda mektup henüz doğrulanmamıştı. Açıkçası, Trump’ın böyle bir şey yazıp yollayabileceğine hiç ihtimal vermemiştim.

Akşam’da yazarken birkaç defa yazdım. Kendi blogumda da… Amerikan hariciyesi, bence, dünyanın en laçka hariciyesi değilse, Afrika’daki kabile devletinden türetilmiş birkaç devletin hariciyelerinin daha laçka olması yüzündendir. Amerikan hariciyesi hakkında fikrim buyken, Trump hakkındaki fikrimi özetlemeye bile ihtiyaç olduğunu zannetmiyorum.

Velakin, Amerikan hariciyesinden ve Trump’tan her türlü laçkalığı bekleyebilecek olan ben bile Trump’ın böyle bir mektup yazıp yollayabileceğine ihtimal vermemiştim. Hiç…

Adam yazmış. Yazmakla kalmamış, yollamış. Yollamakla da kalmadı, sızdırdı.

Ne diyeyim? Yuh!

***

Dünyanın birçok yerinde, bilhassa benim neslime mensup pek çok kişinin derin yeis içinde olduğunu, “ne günlere kaldık” diye tasalandığını zannediyorum. ABD’de birçok kişinin Trump gibi bir Başkanları olduğu için fevkalade utanç duyduklarını mesela.

Türkiye’de elbette şiddetli bir öfke daha önce geliyordur ama şaşkınlık ve “ne günlere kaldık” yazıklanması da pek gecikmeden hücum ediyordur insanların zihnine. Kendisini benzersiz bir dahi olarak gören ama zavallılığı daha ABD’ye Başkan seçilmeden önceki soytarılıklarında, şarlatanlıklarında apaçık görünen birinin ABD’ye Başkan seçilmesi zaten tuhaftı. Şaşırtıcı ve “vay, bu günleri de mi görecektik” demeye yol açacak bir haldi.

Ben de şaşırmıştım, hemen herkes gibi.

Ama “ne günlere kaldık” demedim. Dememekte ısrarlıyım. Gençken büyükler “ne günlere kaldık” dediklerinde rahatsız oluyordum, dememeye karar vermiştim.

ABD’de Trump’ın seçilmesinin, toplumları sinsice ele geçirmekte olan bir rahatsızlığın, kasabalılığın, en şehirli olması beklenen yerde, aniden görünür olmasını sağladığını düşünüyorum. Dolayısıyla da insanlığın bağışıklık sistemi, belki de çok uzun süre radarına takılmayacak olan bir rahatsızlığı, Trump’ın seçilmesinin yol açtığı ani ateş yükselmesi, ani şok sayesinde hissetti. Fark etti.

Antikorunu üretebilecek miyiz, göreceğiz.  

***

Kasabalılık hakkında uzun süredir yazıp çizip duruyorum. Biraz uğraşsam, belki de kendimi tatmin edecek bir tanımını yaparım kasabalılık dediğim şeyin. Ama tanım yapmak istemiyorum. Kavramın kafamda en azından bir süre daha bulanık kalmasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Yeri geldikçe, icap ettiği kadar tarif etmekle kifayet etmek istiyorum.

Kasabalılık mesela, kendisi gibi olmayan herkesi düşman, en azından güvenilmez bulmak demek. Trump öyle biri mi? Değil. Aksine, kendisi gibi olmayanların kendisini güvenilir bulmasını sağlayabildiği için onca insanı, onca kurumu, sonra devleti ve nihayet koskoca bir orta sınıfı dolandırabilmiş biri. Servetini, kariyerini, kendisi gibi olmayanların onu güvenilir bulması sayesinde inşa etmiş.

Mesele şu ki, Trump kasabalıların idolü. Kasabalıların kasabalılıklarını istismar etmek hususunda ustalık sahibi olmuş.

Mevcut skandal bağlamında kasabalılık, insanlığın uzun tecrübelerden süzdüğü şeyleri, sırf o şeylerin kıymetini kavrayabilecek kabiliyeti olmadığı için, önemsiz zannetmek. Mesela mimari estetiği üretemeyebilirsiniz. Ama onu görünce tanırsınız, saygı duyarsınız, eksik olduğunda eksikliğini hissedersiniz. Eğer görünce tanımıyorsanız, saygı duymuyor, eksikliğini hissetmiyorsanız, “ay ama ne kadar da seçkincisiniz” filan diye bir de üste çıkıyorsanız, kasabalısınız.

Mesela diplomatik teamüller de mimari estetik gibi bir şey. “Üf, ne lüzumsuz, ne dolambaçlı süreçler, açarım telefonu, söylerim, hallederim” filan diyorsanız, kasabalısınız. Neticede kasabalı Trump, kasabalı Erdoğan ile, hemen her hususta olduğu gibi bu hususta da aynı frekansta buluşmuşlardı. Çok akıllılardı ya, bundan önceki yüzlerce nesildeki herkes ahmak bir tek onlar dahi idiler ya, çıkardılar aradan monşerleri… Her şey ne güzel hızla yürüdü.

Ve birden fazla hızlandı.

***

Seçildiğinden beri, ihtiyaç duyduğunda yüzü kızarmadan yalan söyleyen, hemen her konuda yalan söyleyen Trump, Türkiye’nin Suriye’de harekâta girişmesinden bu yana, genellikle doğru şeyler söylüyor. “Bizim orada ne işimiz var” derken, doğru argümanlar kullanıyor. “Orası bizim sınırımız değil” diyor mesela, haksız mı? Yalan mı? Değil.

Tıpkı Erdoğan’ın işine gelen doğruları peş peşe sıralaması gibi. Mesela çıkıp “Kore’de sizin yerinize biz öldük” dese yalan mı söylemiş olacak? Hayır.

Kasabalılık, işine gelen birkaç doğrudan işine gelen bir daraltılmış gerçeklik inşa edince, herkesin o daraltılmış gerçekliğe “gerçekliklerden bir gerçeklik” olarak değil, “the gerçeklik” olarak muamele etmesini talep etmektir mesela. Talebi karşılanmayınca öfkelenmek, karşısına dikileni “üçüncü sınıf politikacı” filan diye aşağılamak –bugün Nancy Pelosi’ye Trump’ın yaptığı gibi– veya seçim kaybettiren muhalif partiyi terörist, hain ilan etmektir –Erdoğan’ın hep yaptığı gibi.

Erdoğanlar dünyanın orasında burasında pıtrak gibi bitiyordu ve insanlık olarak başımıza ne geldiğini idrak etmekte zorlanıyorduk. O dinciydi, bu ırkçıydı, şu popülistti. Hepsi de dünyanın merkezinden uzaktaki cahil halkların aptalca tercihlerinin ürünüydü. Bildik terimlerle, ezberlerle açıklıyorduk aslında öyle açıklanamaz olanı. Trump, başımıza gelenin yeni bir şey, farklı bir şey olduğunu fark etmeyi sağladı.

Başımıza gelen bela kasabalılık. Yukarıda işaret ettiğim gibi, insanlığın yüzlerce, binlerce yıllık birikimini, sırf onun ne menem bir şey olduğunu fark edebilecek donanıma sahip olmadığı için kıymetsiz zannetme hali. İlaveten mesela, başka kimseye ihtiyaç duymama, başkasına ihtiyaç duymamayı matah bir şey zannetme hali.

Dünyanın en kasabalı iki lideri, hıza tutkun, akıllarına geleni hiçbir teamül tanımadan hemen yapıvermeyi marifet zanneden iki lideri, çok hızlandırmış oldukları dünyada, hızla kayıp duran zeminde, birbirlerine sarıldılar ve… Birbirlerini düşürüyorlar.

ABD’de, görünen o ki, bir muhalefet var. Trump’ın yükselişinden ders almış gibi görünen bir muhalefet. Dolayısıyla ABD’de bir antikor üretilebilirse şaşırtıcı olmayacak. Türkiye’de muhalefetin de neredeyse tamamı kasabalı olduğu için…

Ne diyeyim! Eğer tez zamanda bir şehirli imal edemezsek, ya düşmüş bir kasabalıyla veya taze bir kasabalıyla helak olacağız.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz