Gazeteleri gitti kendileri kaldı

0
84

İki haber aynı anda geldi. İlki eski müesses nizamın amiral gemisi Hürriyet’ten, diğeri ise müesses nizamın resmi kurumu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, RTÜK’ten.

Hürriyet yönetimi 10’dan fazla gazeteciyi, bugüne kadar kimsenin akıl etmediği yeni bir yöntemle, evlerine gönderdiği tebligatla işten attı.

“Sendikal faaliyet içindeydiler, onu engellemek içindi” filan diyorlar ama bunun işin bahanesi  olduğu anlaşılıyor. Siyasi, adli ve spor haberlerinden sonra sıranın kültür ve sanat yayıncılığında olduğu anlaşılıyor. Bunun yanına bir de yeni teknolojileri yazıp, gelmekte olan o dünyadan haber verenleri de eklemişler.

AK Parti iktidar öncesi ve iktidarı boyunca medya ile kavga etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk” sözü bu kavganın mottosuydu. Doğrusu Erdoğan’ın bu yaklaşımı yanlış değildi. Erdoğan, gerçekten eski müesses nizamın medyası ile çarpışarak siyasi hayatında yol aldı. İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan bu yana en çok, kendini medyanın amiral gemisi olarak tanımlayan, Hürriyet ile karşı karşıya geldi.

AK Parti iktidar olduğu ilk yıllarda “müesses nizamın medyasına” karşı Samanyolu ve Zaman grubu ile birlikte hareket etti. TRT başta olmak üzere resmi ve özel tüm medya kuruluşlarını, buna müesses nizamın gazetesi Hürriyet de dahil, yön veren, onlara politika çizen STV-Zaman grubuydu. Medya neredeyse tümüyle onların kontrolüne girmişti.

17/25 Aralık sonrası iktidar Gülen Grubuna karşı mücadeleye başlayınca, medyada bu grup bir ölçüde sınırlanmaya başlandı ancak istenilen sonuç alınamadı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bütün bu yayınlar FETÖ ile irtibatlandırıldı ve kapatıldı. Buralarda çalışan pek çok isim örgüt üyeliğinden yargılandı, hapse mahkum edildi.

O zamana kadar İktidar STV-Zaman Grubu ile birlikte hareket ediyor, karşısına müesses nizamın gazeteleri olarak gördüğü Aydın Doğan medyasını alıyordu. Buna Sözcü, Aydınlık, Cumhuriyet gibi gazeteleri de ekleyerek. 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra STV-Zaman grubu terör örgütünün yayın organı ilan edilip kapatılınca, iktidar ile eski müesses nizamın gazeteleri yan yana gelmeye başladı. Doğan Medya Grubu, Hürriyet-CNN Türk ile iktidar arasında giderek ittifaka dönüşen yeni bir ilişki başladı. O süreçte Aydın Doğan tüm medyasını Demirören Grubuna sattı ve ortada ne eski müesses nizam kaldı ne de onun medyası. Yeni bir müesses nizam ve onun yeni medyası için çalışıldı. Hürriyet’ten son atılan isimler yeni döneme ayak uyduramayan gazeteciler oldu. Böylece kültürel alan da tümüyle dönüşmüş oldu.

Ancak, bu son atılmalarla ortaya pek çok insanı yadırgatan bir tablo çıktı. 90’lı yılların başından bu yana amaç başta amiral gemisi Hürriyet olmak üzere müesses nizamın medyasını ele geçirmekti. 30 yılın sonunda bu gerçekleşti. Ama o müesses nizamın gazetelerini yapan, amiral gemisi Hürriyet’in kaptan köşkünde oturan Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin hem gazetede yazmaya devam ediyor hem de Bayram Kutlamalarında baş konuk olarak Beştepe’ye davet ediliyor.

Sanki o müesses nizamın gazetelerini onlar yapmamış gibi. Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Vahap Munyar, yapılanı içine sindiremeyip istifa ederken, Gülse Birsel gibi bir isim yazmaktan vaz geçerken, Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin hiç bir şey olmamış gibi yazmayı sürdürüyor. Ahmet Hakan ise yeni genel yayın müdürlüğünü bekliyor.

Bu durumda insanın aklına iktidar ile bu isimler arasında bilmediğimiz, çok geçmişe dayanan özel bir ilişki mi var sorusu geliyor.

RTÜK’ün işine son verdiği Faruk Bildirici

Eski müesses nizamın amiral gemisi Hürriyet’in tabutuna son çivinin çakıldığı gün, buna; eski ve yeni müesses nizamın resmi kurumu RTÜK’ten gelen haber eşlik etti. Kurul üyesi Faruk Bildirici, kurulun diğer üyeleri tarafından üyelikten çıkarıldı. Biraz garip bir durum ama aynen böyle oldu.

Tüm kurul üyeleri TBMM tarafından seçiliyor. Üyelerin tümü Meclis’teki siyasal partiler tarafından aday gösteriliyor. Hepsi Parlamento tarafından seçilen üyelerin iktidar tarafından seçilenleri muhalefetin aday gösterip seçtirdiği bir üyeyi “arkadaş biz seni istemiyoruz, üyeliğini düşürdük” diyebiliyor. Sonra da güvenlik görevlisi çağırarak o üyeyi kuruldan çıkarıyor.

Böylece RTÜK kendini TBMM’nin üstünde görmüş oluyor. Faruk Bildirici’ye deniliyor ki “bir takım kurallara uymadın, o yüzden üyeliğini düşürüyoruz”. Diyelim ki bir üye kurallara uymadı ve üyeliğinin düşürülmesi gerekiyor. Buna karar verecek olan diğer üyeler değil yargı organıdır.

RTÜK’ün iktidar üyeleri belli ki bir tür kayyum uygulamasına özenmiş. Bildirici’nin yerine, tıpkı belediyelerde olduğu gibi görev süresi sona erene kadar birisini atarlarsa şaşırmamak gerekiyor.

Faruk Bildirici’ye bu muamele neden uygun görüldü?

Bildirici kurulmak istenen ama bir türlü becerilemeyen yeni müesses nizamın yeni medya düzenine orasından burasından itiraz ettiği, olup biteni bir şekilde insanlara duyurduğu için “işten kovuldu”.

Hürriyet ve RTÜK’te eş zamanlı yaşanan bu iki gelişme bize müesses nizamın yeni bir medya düzenini kuramadığını söylüyor. Müesses nizamın başaramadığını galiba, o nizamın hışmına uğrayanlar, haber veren ve haber alanlar, birlikte kendi medyalarını kurarak başarıyorlar.

NOT: Hürriyet’in işine son verdiği gazeteciler:       

“Çınar Oskay, İpek Yezdani, Sebati Karakurt, Kenan Başaran, İbrahim Yurtbay, Önder Öndeş, Dürdane Kırçuval, Şebnem Turhan, Banu Tuna, Serkan Ocak, Aslı Barış, Aydil Durgun, Esra Açıkgöz, Arda Akın, Emre Özpeynirci, Ceyhun Kuburlu, Ahmet Can Şit, Ece Emre, Deniz Türsen, Deniz Dallı, Levent Korkut, Nigar Akan, Mesude Erşan, Doğaner Gönen, Cenk Öz, Cansu Topçu.”

Celal KAZDAĞLI

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz