HDP’nin çağrısı Kürt hareketinde yeni dönem

0
101
HDP’nin çağrısı Kürt Hareketinde yeni dönem

“Sine-i millet” hiç bir zaman kullanılmayan silah olarak yine orada yerinde kaldı. HDP, kayyım atamaları ve tutuklama kararlarına tepki olarak TBMM’den çekilme konusunu tartıştı. Sine-i millete dönmek yerine var oldukları her platformda mücadeleye devam kararı aldılar. İyi de ettiler.

1946 seçimleri sonrası Celal Bayar ve Adnan Menderes “açık oy gizli sayım” olarak tarihe geçen seçim uygulamasına tepki olarak bu kavramı gündeme getirmişti. CHP’ye Parlamento’dan ayrılıp milletin bağrına döneceklerini söylemişler ama bunu uygulamamışlardı. Daha sonra hemen her siyasi parti bir şekilde bu tehdidi gündeme getirdi ama o kadar. Hiç bir zaman hayata geçmedi.

HDP’nin aldığı “devam” kararı kritik bir öneme sahip. HDP’ye yakın bazı çevreler seçimle kazanılan tüm makamların terk edilmesini savunuyordu. Doğrusu 3’ü büyükşehir 24 HDP’li belediye başkanının yerine kayyım atanması, o belediyelerde meclislerin fiilen çalıştırılmaması, çok sayıda HDP milletvekili ve teşkilat yöneticisinin tutuklanması bu tezi savunanların elini güçlendiriyordu. CHP’nin kayyım atamaları karşısında sessiz kalışı da tepkiyi arttıran bir nedendi.

HDP bu şartlarda sine-i millet yerine “demokratik ve meşru zeminlerde mücadeleye devam” ve “hiç bir mevziyi terk etmeme” kararı aldı. Bu sadece HDP için değil Türkiye ve bölge ülkeleri için de çok önem taşıyan bir karar.

Kürtler 4 ayrı ülkede yaşıyor. İran, Irak, Suriye ve Türkiye. En fazla Kürt nüfus Türkiye’de. Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de Kürtlerin daha çok kentlerde ve metropollerde yaşadığını görüyoruz. Giderek kentlileşen bu anlamda geleneksel geniş aile bağları hızla zayıflayan bir yapıya sahipler. Kentlileşme oranı arttıkça farklı toplum kesimleriyle birlikte hareket ediyorlar ve bireysel tavırları öne çıkmaya başlıyor.

Öte yandan Kürt hareketi günümüzde hiç olmadığı kadar küresel bir hal aldı. Bu sadece Rusya, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin ilgisinin arttığı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda pek çok ülkede Kürtler bireysel olarak varlıklarını sürdürüyorlar ve halklar nezdinde artan bir ilgi görüyorlar. Hemen her platformda varlar. Her alanda yetişmiş insan gücüne sahipler.

Böylesi bir ortamda Kürt nüfusun en fazla olduğu ve kentli Kürt nüfusun öne çıktığı Türkiye’de esas itibariyle Kürtleri temsil eden HDP’nin seçimle geldiği yerleri terk etmesi büyük hata olurdu.

HDP bu hataya düşmedi.

HDP’nin kararı en çok kime zarar verir

HDP’nin açıklamasında başlıklara çıkan şu cümle sizce kime yönelik?

“Demokratik ve meşru zeminlerde mücadeleye devam.”  

HDP bu cümle ile kime sesleniyor?

Akla ilk kayyım atamalarını uygulayan iktidar geliyor. HDP iktidara yönelik eleştirisini her zeminde ve isim vererek yapıyor zaten.

Bu cümle 7 Haziran 2015 seçimlerinin ertesi günü HDP’ye sopa gösteren Kandil’e karşıdır.

Adı söylenmese de HDP bu cümle ile doğrudan PKK’yı hedef almış görünüyor.

“Demokratik” olmayan, “meşru zeminlerde” mücadele etmeyen elinde silah olan adam. Yani doğrudan silahlı örgüt PKK.

HDP demokratik ve meşru zeminlerde mücadele edecek. Kürsüde konuşacak, Parlamentoda olacak, belediyelerde olacak, muhtarlıklarda varlığını sürdürecek. Dağda olmayacak, silahlı olmayacak.

Kürtlerin uluslararası arenada daha görünür hale geldiği, Türkiye’de kentlileşme oranının arttığı bir süreçte dağın varlığını sürdürebilmesi mümkün değil.

Abdullah Öcalan 2013 Nevruz’unda İmralı’dan gönderdiği mektubunda “silahın dönemi bitti” diye ilan etmiş “silah” yerine “kürsü”yü önermişti.

HDP’nin aldığı “devam” kararı esasen PKK’nın ölüm fermanıdır. PKK yakın gelecekte silah da bırakır, kendini de kapatır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz